19/6/2009 - Bağışla beni Rabbim.....

Bağışla beni Rabbim, tevekkülden başkası gelmiyor elimden, ki başkası da yoktu elimde. Şimdi elimden gelenlerin hepsi senin "El"inde. Bağışla beni Rabbim göremedim. Göremedim, nice ananın karnında nice karanlıklar içindeyken gün yüzüne çıkardığını bebelerin yüzünü. Unuttum, çocukların tebessümünü nice belirsizliklerden alıp hayat verdiğini, Bilemedim, yüreğimizi yokluğun dehlizlerinden aşırıp aşkın vadisine eriştirdiğini. Göremedim, her sabah yerin sükûnetini odamda bir ekmek gibi sımsıcak hazır ettiğini. Her akşam yastıkta unuttuğum bedenimi sabah yeniden yanıma verdiğini göremedim. Beni her sabah yeniden ihya ettiğini, bedenimi her an yarattığını, varlığımı her an yokluktan geri getirdiğini göremedim. Göremedim Rabbim her günü ödünç verdiğini. Göremedim, bilemedim,unuttum ,bağışla beni... Fakat, şimdi gördüklerim gösterdi bana hepsini Geç kaldım görmekte. Tebessümü beton yığınları arasında sönen bebeler gördümse de, biliyorum Senin El'inde şimdi hepsi ve sonsuz tebessümler verdin herbirine. Sevinci soğuk topraklarda boğulmuş çocuklar gördümse de, biliyorum Senin Rahmetinin kucağında hepsi ve bitmez sevinçler bağışladın herbirine. Ümitleri bir amansız sarsıntıyla yıkılan insanları gördümse de, biliyorum Senin Şefkatinin ikliminde âsûde ve mutlu her biri... Bağışla beni Rabbim, unuttum, nisyanda kaldım. Hatırlamadım verdiğini ve var kıldığını. Elimden alınca verdiğini ve yokluğa yuvarladığında varlığımı Ancak o zaman hatırladım ve ama geç hatırladım. Gördüm, ama güç gördüm, acıyla gördüm. Varlıkta kör oldum, yoklukta gördüm. Bollukta unuttum, darlıkta hatırladım. Affet beni Rabbim, bari, yoklukta Sana vardım. Hiç olmazsa, hiçlikte seni andım. Şimdi, bir tevekkül kaldı elimde. Başka herşey düştü, herşey yokluğa döküldü. Hatırladım, elimdekiler de, ellerim de Senin Elinde. Şimdi, dua sığıyor sadece avuçlarıma. Sadece yakarış yakışıyor yakama. Gözlerim müjdeni gözlüyor uzaktan. Gönlüm hiç bitmez tesellini özlüyor Rabbim Sen ki, unutmaktan alıkoydun, nisyandan kurtardın beni Rabbim Şimdi isyandan koru beni Rabbim. İsyandan koru beni, isyandan koru beni, isyandan koru beni... Ve affet ki elimde duadan başkası yok, Affet ki, elimde duâdan başkası yok.
alıntı
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/3/2009 - AFFEYLE ....

Biz her seferinde SENi unutsakta,biliyoruz ve hissediyoruz ki SEN hiçbir zaman bizi unutmadın! Bazen oluyor ki geç hatırlıyoruz SENi... Kafamızı duvarlara vurunca, herşey geç kalmaya yakınken, yanımızdaki herkesin,hatta kendinin bile kendine yetersiz kaldığı zaman sadece SENSİN aslında bana yâr olan dediğim zaman. Allah'ım AMENTÜ esaslarıyla açıyorum yüreğimi... SANA ve RASÛLÜNE!.. Beni bana bırakmamanın büyüklüğünü yaşayarak... Allah'ım hani sen diyorsun ya: BİR KULUM BANA DUA ETMEZSE, BANA CEFA ETMİŞ OLUR. AMA EĞER DUA EDER DE, BEN ONUN DUASINI KABUL ETMEZ İSEM BEN ONA CEFA ETMİŞ OLURUM. Kİ BEN KULUMA HİÇ CEFA ETMEM!.. Hep bunun arkasına sığınarak açıyorum ellerimi ve yüreğimi sana doğru. Buradaki merhametin kollarına atarak kendimi seccadeye, kapanıyorum her seferinde... Senin verdiklerini sonuna kadar hakkıyla yaşamak istiyorum!.. SENi sevmek nedir?... SEN de yok olmak nedir?.. Öğret ve yaşat... Verdiğin musibetlere karşı dik durabilmeyi, acizliğimi yaşayarak nasip et Allah'ım... SENden başkasını gönlümden al. SENi incitecek her davranıştan beni uzak tut! Beni KUR'AN'A MAHKUM,KUR'AN'I bana HÂKİM kıl RABBİM!...
AMİN
|
|
Yorum (14) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/3/2009 - EY RABBİM..

Ey Rabbim... Bir beyaz güvercin gördüm, semalarda sana zikreden... Bir uçan güvercin gördüm, sana benden daha yakın olan... Bir nurlu güvercin gördüm, senin nurunla ışıl ışıl... Utandım Rabbim, utandım... Benden daha küçük ve güçsüz bir güvercinin sana olan aşkından utandım. Oysa ki, ona değil bana verdin tüm güzellikleri... Ona değil, bana sundun tüm olanakları... Peki ya ben ne yaptım, aman ya Rabbi... Ben sana o güvercin kadar bile kulluk edemedim.
Ey Rabbim... Semaya doğru açtım ellerimi, ya Rab sen affeyle beni... O küçücük güvercin gibi bende yanıp tutuşayım bir tek senin aşkından... Ben de, o masum güvercin gibi zikredeyim her daim ismini... İçimi öyle aşkınla yak ki Rabbim... Senin için akıttığım gözyaşlarım, sana gözlerimi feda etsin... Senin uğrunda kör etsin de, dünyadaki o gaflet ve nefislik şeyleri gözlerim görmesin... Öyle bir uğultu ver ki, hiç bir kötü söz duymasın bu kulaklarım... Sadece kendi zikrimi hissedeyim de huzura erenlerden olayım... Dilimi öyle bir lâl et ki, her türlü küfür ve isyandan uzak etsin beni... Senin ismini ben kalbimle de zikrederim, ya Rabbi... Yeter ki sen lâl et dilimi...
Ey Rabbim... İçime öyle bir iman kuvveti ver ki, kalbim her attığında seni hatırlatsın... Ve kalbim her attığında da ismini zikrettirsin bana... Öyle bir iman kuvveti ver ki, H.z. Muhammed Mustafa (sav) gibi namaz kılmak nasip olsun. Her Kuran-ı Kerim okurken, gözyaşlarım bir de orada ki mânâlara aksın... Sen yaradansın ve her şeyi görüp, işitensin... Benim bu dualarımı da bilirim duyarsın... Sana en yakın olan yerdeyim ya Rabbi, secde de açtım semaya doğru ellerimi.... Gözyaşlarımla yalvarıyorum, beni de erenlerinden kabul eyle.. Bana da iman kuvveti ver. Ya Rabbi, hava da uçuşan güvercin gibi beni de aşkınla ödüllendir. Beni de o mübarek subuti sıfatı görmeyi nail eyle...
AMİN....
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/3/2009 - Hakikate nasıl ulaşılır?
Mevlana’ya göre hakikate ulaşmak için dört kapıdan geçilir. 1- Şeriat kapısı 2- Tarikat kapısı 3- Marifet kapısı 4- Hakikat kapısı Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek hakikate ulaşılır. Öğrencilerinden biri Mevlana’ya sormuş; “Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?”
“Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.” Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana’nın öğrencisini yere yıkmış. öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş. Öğrenci Mevlana’ya dönmüş, olanları anlatmış.Mevlana; “İşte sana istediğin örnekler… - Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti. - İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. “Sana kötülük yapana bile iyilik yap”. Onun için döndü, oturdu. - Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek Yaradan’dan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı. - Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile…
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/3/2009 - Affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir…

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?”
Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. “O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin”. Öğrenciler bunu da yaparlar. “Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!” Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.” Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.” Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.” “Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık.” “Hem sıkıldık, hem yorulduk?” Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: “Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|